Mayıs 2012
10 gönderi
sonrası
mutluyuz işte…
pazar sıkıntısı
kentleşme ve reklam
hepimizi daha cüretkar kılan bu alanda, takla atmaya kalkışmayalı biraz zaman olmuş olsa da, özlemesem de, kendi kendime konuşmak yerine klavyeye bakarak konuşmayı tercih ediyorum, yine, yeniden.
komşum kısır getirdi, laboratuarımda çok insan var. damarımda kan akıyor, tıpkı sizin gibi. otobüs camından kafam kaymasın isitiyorum zaman zaman. özlediklerime yetişemiyor, araya aldığım reklamları...
dağcı çekiciyle pesto sos yapmak
mücadeleci ruhum, pesto sos yapmak uğruna imkansızlıkları mümkün kıldı.görev için gittiğim kurtköy’de pazar görünce dayanamayıp fesleğen aldım. derken planlar planlar… müdürüm, müdürümün yardımcısı ve ben, müdür yardımcısı neziş’in evinde pesto soslu makarna yapmaya karar verdik ve fakat neziş’in mutfak aletlerine değil de dağcılık malzemelerine yatırım yapmış olması beni...
...
bizim büyük çaresizliğimiz, hep ölüm karşısında…
gibi gibi
mutlu gibi olmanın verdiği tıkanıklıklardayım.
gül ağacı
gül ağacının altına, çakıl taşlarıyla bir yıllık kalkınma planımı sembolik olarak çizdim.
çatı, tekerlek, yol, kalp ve kitap.
hayırlısı.
ve ben de
ilk spor ayakkabısını hıdırellez ateşinde eritenlerdenim.
dün dağlarda dolaştım evde yoktum
güneş cebimde bir bulut peydahladı. taş, kördür diye yazdım. ölüm, geleceksiz.
şeylerin yalnız adı var. ve: ‘ad evdir.’ (kim söyledi bunu?) dün dağlarda dolaştım, evde
yoktum. bir uçurum bize bakmıştı, uçurumun konuştuğu usumda. buydu bizim kendine
sonsuz olanı duyduğumuz. nesneler ki zamanda vardır. terziler çıracısı hermüsül
heramise’nin pöstekisi ...
vizesiz
denemelerin en garibindeyim. ilk defa kendimi başkasında görmüyorum. kaşımdakinde zerre kadar ben yok. zerre kadar benden bir parça taşımıyor ve ben ilk defa tam bir insanı seyrediyorum. ilk defa iki lafın birinde ”bende” diyemiyorum, kendimden örnekler veremiyorum.
kurduğum bağların en özgürü, en şaşırtıcısı. bir yansıma bile olmadan şaşkınlıkla inceleiyorum karşımdakini. daha önce...
Nisan 2012
40 gönderi
2 etiket
şekerimin şekeri
arkadaşların en semrasının nikahı için eskişehir’e ikinci kez gittim. ilki yine aynı kadının nişanı içindi zati. nikah ayrı semra ayrı damat ayrı -ki onu tanıyanlar ona ertuu derler, şekerdiler. şeker dedim de aklıma geldi, bana verilen ”nikah şekerlerini dağıtma” görevini fazla abartmış olmalıyım, çok insan korkutmuşum. en azından semra’nın halasına ”bir taneden...
şişeler
vakıflı köyün tarçın likörü ile vişne-vokta karışımının çok güzel olmasının, iki tane likörlü çikolatayla kafayı bulmuş olmamla bir alakası yok bence. yarın arkadaşların en heyecalısının nikahına gidiyor olmamdan olabilir. bi çikolata da senin için semra’m!
ipucu
tumblr bir ipmiş meğersem ucunu bırakmamak lazımmış. sanırım ben çamaşır ipi olayını çok büyütüyorum. böyle küçük şeyleri büyütüp, büyük resmi kaçırmayı çok iyi beceririm. ben en iyisi yıkanan çamaşırları asıyım. sonra bunun ütüsü var, çanta hazırlaması var, yollara düşmesi var, eskişehir’e gitmesi var.
ev kadınının yaz notu
çamaşır ipi asarken balkonuma, anladım ki yaz gelivermiş ve çamaşır ipi asmak öyle kolay iş değilmiş, kabiliyet istermiş. daha da neler gelmiş neler gelmiş…
Umut demıs kı
Ben de tam gıdıklamalıkmısım!
4 etiket
hatay tatilinde biz
oryantalist şehirli romantik sersiler olduk, havari olduk, mest olduk jest olduk, komik olduk, varil olduk, vedat olduk, milör olduk, çakırkeyf olduk, tatlı yorgun olduk, çocuk olduk, rehber olduk, fanatik olduk, asi olduk, rüzgar olduk, körfez olduk, künefede peynir olduk, survivor olduk, hacı olduk, saint olduk, kuş olduk, kanat olduk, hıdır olduk, lililililer olduk, portakal çiçeği olduk, can...
şükraniye
bileciğe bağlı, rakımı çok bir muhacir köyü şükraniye. esintisi bile yeşil ve kokulu. feraceli, beyaz örtülü kadınlar lailaheillallah çekerek yas tutmakta. her yeni gelen halkaya katılıyor, daha önce görmediğim bir selamlaşmayla. herkesin ellerini tek tek avuçluyor ve sonra ellerini yüzüne sürüyor. bütün kadınlar ay yüzlü, yeşil gözlü. tevekkülleri dile geliyor dualarla ve ilahilerle, göz yaşı az,...
3 etiket
terminal
dün cenaze dolayısıyla kapalıydık, yarın ve takip eden 3 gün hatay gezisi yüzünden, onu takip eden 4 gün de eskişehir’de yakın arkadaş düğünü yüzünden kapalı olacağız. sabırlar dileyerek, mutluluklar dileyerek, eğlenerek, üzülerek, şehirlerarası yollara veriyorum kendimi.
2 etiket
öğlen arası
muavine bin kere söyledim, ben daha önce hiç güvercin koltuk altında gitmedim ki, hiç! bana biraz yardımcı olsanız?”elma şekeri veriyim, bir de rende. parçaları at yol boyu beyaz şeritlerin aralarına, bir de her meşe ağacında şinanay mırıldan. bak nasıl geçer o yol, o han”
”hani hani?” dedim dişlerim kırmızı, elmanın şekeri yok, kıçında kazıkla sararmış bir elma. dişler...
nisan'a
nisan
şakalı ıslak
bittikçe ağlayan.
***
nisan
çiçekler açtıkça
kandıran.
***
nisan
dayanılması güç
kiraz beklentisi.
sezen aksu - güllerim soldu →
ıslak
ben böyle güzel yağmur görmedim. böyle iplik gibi, dümdüz, kokulu, mis kokulu. çardağa sığınmış oyunu bozulan çocuklar kadar şenim.
prospektüs-kafasilin
formül:
ekşi elmalı vodka, elmalı vodka, iki abov (özel karışım), reçelli bişiy, çok tatlı olduğu için ekşileştirilimiş ekşi reçelli bişiy.
etkileri:
dünyayı daha hızlı döndürür, kımıl kımıl yapar.
yan etkileri:
mide bulantısı
doz aşımı yaşandığında, en yakın arkadaş evine kapağı atınız.
çocukluklarınızı erişemeyeceğiniz yerlere saklamayınız.
E
hatırlandığı kadarıyla tüm çocukların anılarını toplamak ve içmek istiyorken ve henüz bir g. perec kitabına hayran kalmışken rastladım W, ya da bir çocukluk hatırası adlı kitaba. kitabın girişi resimdeki gibi. E’siz bir kayboluş’un ardından manidar geldi.
4 etiket
kuzulu pabuçlarım ve on yıllık asla eskimeyen dünyalar harikası kot ceketimle ben, sergilenmiş sanatsal dalgalara göz atmaya, kafa yormaya gidiyoruz yarın. gün güneşli insanlar neşeli olacak çünkü biliyorum. hem eskiz defterimin kapağı açılmayalı çok olmuştu, hem ben hala nefes alıyorum.
bize kalan
iştah kalmamış kimsede, ağızlarda tat kalmamış. gözlerde fer de kalmamış. bakkala gittim. çilekli lolipop kalmamış. ‘limonlu yumuyum ver o zaman abi” dedim. o da kalmamış.
eve geldim. camdan dışarı baktım. kalan ne kadar kuş varsa gözetlemeliyim dedim. hiç kuş kalmamış. taş mı kalmış, sapan mı kalmış, çocukluk mu kalmış, bilemedim.
baktım ki bende de mecal kalmamış. ”şöyle...
galata'da bir ev
gece karpuz dilimi battı galata kulesine, kuleden bir kahkaha.
sarımsaklar zeytinyağında boğulmaktayken, östrojenler şaraplara kıvam katıyorken ve her bir dilden bin türlü nağme dökülürken, nazlı bir kedi her birimize hatıra uzun, beyaz tüylerini bırakırken, -bana bir de tırmık,tam sineme, baktım şöyle bir, rahat olmanın tadını uzun uzun çıkardım. rahatlık ve huzur. huzur.
mutfağı ele geçirmeme...
renkten renge
güzel hava, tatlı kokular, kuş cıvıltıları, -evet pembeden griye geçiyorum, diz yapmış pijamalarım, izmarit dolu küllük, şiş gözler, ağrıyan sağ bilek, karmakarışık kafa, -şimdi siyaha doğru yavaştan, bitmeyeceğinden korkulan metraj, yirmi dört saatten az teslim zamanı, biriken bulaşıklar, kirli çamaşırlar, şiş karın.
bu da önümüzdeki kışa kadar çalıştığım son pazar olsun!
pilav ya da öz
öz’üm, hem ne dolunay! bir gördüm aklım çıktı. sabahlığıma sarılmış balkonda sigaramı içerken, baktım baktım baktım. dünya’dan ay’a, dünya’dan ay’a, mayday mayday.
…
Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse Yılların içimde bıraktıklarını…
zaman düşer ellerimden yere
ben gün sayıyorum, neden ki? zamanın elle tutulur yanı yok. gözlerimizi açıp kapamamız, nefesimizi alıp vememiz kadar takip etmesi mümkün olmayan.
bir de çocukluk geçince cümlelerde, saniyelerle takılıp kalıyorum. herkesin var ki bir çocukluğu. lise yaşlarında liman’dan alınma bir karta iliştirilmiş bir şiir geliyor aklıma, kimin bilmiyorum. bu kadar basit aslında.
herkesin bir babası...
biz doz saçmalık
hava güzelleştikçe daha çok çalışıyorum! bu işte bir yalnızlık var!
kelime oyunlarının hastasıyım, o bakımdan alıntı yaptım bir kitap adından -duy da inanma; kahvaltıda yumuklu sucurta olaydı yarayan kanama iyi gelebilidi, mesela…
mavi eşarp
bu cumartesi sevdiğim gibisinden. kalkar kalkmaz tv karşına geçip eski bir film aratıp bulduran cumaretesi… kahvaltı bile etmeden izleyip gülümsemek. bir de anneannem beyaz peynirli tost ve portakal suyuyla gelseydi mutfaktan işte çocukluğum derdim!
bu neyin kafesi
yuvasını yapan dişi kuş, sevda kuşu o sevdalı kuş, patlıcanlara pijamalar giydirmiş, karınlarına da bir operasyon, mis gibi de pişirmiş, daha da neler neler. masa da masaymış, güzel bir geceden ağızlarda bal tadı, burunlarda çilek kokusu kalmış.
o kadar masal anlattım semra kadınına da yine ben mi oldum ilk uykuya dalan? bilindik masallara müstehcen yorumlar falan.
gaz ve toz bulutu
ilaç kullanmayı sevemeyişim de bundan. sanki herşey etrafımda gaz haline gelmiş de ben elimi attıkça içinde geçiyorum. dokunamıyorum, değiştiremiyorum. yazmak bile bir miktardan biraz daha fazla çaba gerektiriyor gibi ve benim yıkıcı,yatakıcı olmaktan kurtulmak için bildiğim en kısa yol bu.
bir güzel ayn etki var. yanımda yakınımda biri uyuduğunda üzerinden çıkan bulutu görüyorum artık. bütün...
ardına bakma yolcu
barselona’ya iskender ismini taktığımız bir şirin baba gönderdim, öz’ün memedi gibi diyar diyar gezsin diye. kıskandık biz, evet, şşü ilen öz’ü kıskandık glnddt ile beraber!
arkalarından su dökerken bir an kuşkuya düştüm, umarım havalar çok yağmurlu olmaz oralarda!
ehe
yolculuk öncesi son uykularını alma gayretindeki glnddt ve mrt için hain planlar yapacaktım da kıyamadım, o kadar aslan max yediler yurtdışına çıkabilmek için.
2 etiket
peh peh peh
az önce müdürüm, personel müdürü ve bir arkadaşla bizim evde börek yedik çay içtik. aklıma zabıta irfan geldi.
başkanımla kiraz yiyidik derdi ya…
ah annem
annem yaaa. tam bir fenomen!
3 etiket
durmak yok
eş değiştirdim, ev değiştirdim, şimdi de iş değiştiriyorum, ne kaldı? yüzümü değiştirebilirdim ama kahretsin çok güzelim!
hatırlamak
bazı sesler, mesela bir türkü, beni eski bir hikayenin orta yerine taşıyıp, özlemlerimi kabartıp, öfkelerimi unutturabiliyorsa, o sesleri ben duymak istediğim için mi duyuyorum yoksa gerçekten bir bulut mu kaynıyor sivas ellerinde? arkasından gelecek olan kırık havayı ben ekliyorum. fındıklı parkına gidiyorum, sene 1981 falan. sonra, başkalarının hikayelerine seyirci olmakla kalmadığımı, bir...
sistematik
bu sınav deveyi gütmektir, bu sınav köprüde ”dayı” demektir!