Şubat 2012
47 gönderi
yolcu
banyo yapmaya bile halim yok ya bu ne allasen! insan her gün yol yorgunu olmamalı bence!
masif kesif
doğduğumuz gün başlayan masif, kesif bir acı hayat, eşte, işte, evde, durakta, ışıkta, uçakta bulduklarımızla geçemeyecek kadar masif, kesif.
süsler püsleriz, zaman zaman unuturuz, geçiştiririz. neyi değiştirirsen değiştir, nereye gidersen git. varolduğun sürece süregelecek olan acı, masif, kesif.
omurgası acıdır hayatın. gövdesi acıdan bir ağaç, yapraklar, çiçekler, meyveler biter üstünde....
3 etiket
çeteye doğru
bugün gitmek zorunda olduğum yüzeyselden de yüzeysel seminerde sürekli motor kullandım ya ben! başka türlü vakit geçirmezdim. bi de gizli gizli kitap okudum. zaman durdu dedim, saat 15:30’da takıldı bir ara, dedim hiiç vakit geçmiyor. aradan bir saat falan geçti, saat hala 15:30, seminer bitti. dağılıyoruz. saat hala 15:30.
saatim durmuş ya benim!
tok
anne anneanne elele, hep beraber sofraya, süper bişiy!
eve geldim, hazıra kondum, tok ve mutluyum!
satırarası
satırımın arasında, canıma değen şeyler var.
yakından baktığım kadın, yakından daha da güzelmişsin. birsen dinlemeye sensiz gidemezdim.
harbiye taksim arasını da aldım bir saatte, sanırım dedim yavaşlık kundera’dan. o kadar ağır geçtim ki kaldırımlardan, dünyanın döndüğünü hissettim.
üç minnoş kadını kaynatıp-eritip, iki kadın yapma fikrim pek beğenilmedi. pijamasız uyuyan bendim ama....
2 etiket
gelişine
motor sürmeyi öğrendim, vın vın da vın vın. pek panik, pek merak, pek adrenalin, pek güzel.
umut geldi ankara’dan, hani böyle çocukların en kralı. oynadık, yaptık, bozuk, aradık taradık. pek eğlendik, zor ayrıldık. ağzıma çalınan bal, bal kokan oğlan, sinemdeki boşluk.
sonrası, jan garberek konserine niyetlenip, birsen tezer dinlemeye gittik ya tamam dedim. topu göğsümde öyle bir...
3 etiket
memurun hayali
sistem beni tükürmekte. sistemin kurallarına göre oynayarak sistem içinde güçlenip sistemi merkezinden çökertmek niyetindeyim.
tabii midem kaldırırsa…
seramika koleksiyon →
glnddt:
buyurunuz buradan yakınız…..
1978’den beri Antalya’da varlığını sürdüren Seramika Koleksiyon, artık çalışmalarına İstanbul’da da devam ediyor…. Duvar panosundan, hediyelik eşyaya kadar seramiğin her alanında yer alan, tasarımlarıyla yurt içi ve yurt dışında tanınan Seramika, İstanbul’da ise mimari ve seramiği bir araya getirmeyi, mimarlık alanında seramiğin kullanımını artırarak...
kırmızı ve ofsayt
benim devrimim şansının yaver gitmediğini kabul ettiğim gun başlayacak ve bu devrime de karanfil ve kan çok yakışacak!
kibirliyim bugun, sanslı olmam ya da olmamam benim ıcın ozel hazırlanmış bir yaşamın parcasıymıs gibi, bundan sonrasını kestırebılırmısım gibi!
Bugünümu bilmediğim kadar bilemiyorum yarınımı. Daha ötesi hep merakla beklenen bir filmin devamı.
Gelişine kurban, gelişine...
”düşünce insanın ölümsüz olan tek organıdır. sonsuza kadar yeryüzünün sırtında zıplayan tenis topları gibi, bir kafatasından diğerine çarpar. çarpma anında, kişi aklına bir düşünce geldiğini sanır ancak kafatası tenis topunun içeri girmesine izin vermezse zıplamaya devam eder. geçirgen bir kafatası bulana kadar düşünceler seker ve zıplar. ta ki beyinlerine süzülecekleri insanları bulup,...
malafa'dan reşat'a
hayretten ağızları açık bırakan her olayın, kurgu içerisinde hikayenin bir parçası gibi algılanması olayıdır yeraltının literatüre katkısı.. yerin altında neler olup bittiğini, ruhumuzun kör, köreltilmiş yanlarına bir baksak görebiliriz. şartların elverdiği davranışlar, şartların sınırlarına bağlıdır ve yeraltı bu sınırları çeker çeker uzatır. bizden çok uzakta gibi görünen sadece henüz başımıza...
1 etiket
eski metalcilerden kim kaldı
ne kadar bağırdığı, bağırırken ne söylediği değil de, nereye temas ettiği önemliydi bizim için ağırmetalci abilerin. acı çekenler için bağırırlardı. müziğin sertliği bizim sertleşmek için bulabilidğimiz en kısa yoldu. izinli hayırışkardı. her siyah tişört bir çığlıktı.
metal müzik sadece müzik değildi. biz gibi tarihin ortanca çocuklarının ne olduğunu bile anlayamdıkları dertlerinin bir...
"sokak orkestrası" etkinlik takvimi. →
glnddt:
sevgili kubilay ve arkadaşları..
izmirliler ısrarla takip ediniz…..
1 etiket
lise defterleri
bazılarını saklarım. açıtığımda gördüklerim, ne anlatılanlar, ne anladıklarım: çiçekler, böcekler, karalamalar, sevdiğim şiirler, taptığım şarkılar, şakalı komikli geyikler…
kendime ayna ararken, liseden kalma, belki kalabilecek en tatlı en sıcak dostlukları önüme aldım. baktım. baktım. baktım. biz beş kadındık. biri başka aynalara bakmaya gitti, ikisi yavruladı, hepsi de evlendi....
3 etiket
hicazkar bir gece
içmeden içmiş gibilerle dolu bir masa, adı canlı müzik, müzisyenleri gidik, (kemancı benim yannız, +73) bir meyhane, herşey kadeh tokuşturmaya bahane, oynamalı, kahkahalı, pek şukela bir gece, tadilatı bitirir, dilimizi çözer, dişimizi gevşetir, avuçlarımızın terini alır, kafamızı açar, öyle hicazkardı ki çünkü…
kadın böyle dedi ya, ne kadar hicazkar bir gece…
bütün rakılar şşü için...
mavi bir kuş
buradan diyebileceğim kadarıyla,
şafakım, karlı sabahlardan beyazım, saksağan gıdılarından parlağım, börtüm, böceğim, doldum taştım ya ben yine, diyemiyorum gayri gerisini. kutsal bir şeysin sen, küçük, çarpan, dinlendiren. öpüp de başıma koyiyim ben seni. şansımın yaver gittiğinin kanıtıdır senin yakınımda olman. bunlar, içimden geçenlerin bir kısmıdır.
2 etiket
TADİLAT DOLAYISIYLA KAPALIYIZ
”…acının öyle tesiri altında idiler ki, biribirilerine haksızlık yapmamak adına konuşmamaya yemin ettiler. hem kendileriyle, hem başkalarıyla… onların her sustuğu, umutlarının yeşermesini beklerken kocamışlara bereket olup yağacaktı. çocuklara yara kabuğu, işçilere etek çamuru olacaktı.”
bir resim olarak
önceden bir tutam hüzündüm-işte nasıl bilirsen
ayaklarımı savurur da sonra toplardım sokaklardan evlere
akşam olurdu;eşiklerde durur boyası dökük kapıları aralardım
aklımda binlerce kitap adı ve binlerce şiirle.
eski püskü bir resim olarak kimliğimde taşıyorum
şimdi çocukluğu
ceplerimde papatyaları unutmaktan sanık ellerim
bir ırmağın kaynağında dinelip,denize kavuşmayı
düşlüyorum gün...
1 etiket
bi dünya
çekmecelerin hiç çekilmiyor dünya. askıların çoktan asılmış, kapakların sarkmış, kaplamaların pörsümüş dünya, kılığımı barındırmaya çalışman boşuna.
iş başa
yerleştiğim yalanıyla başbaşayım. kapalı kapakların ardında ne yersizler gizli! gardrop kazan ben kepçe, sonumuz hayrolsun!
kirli sepeti vardı bi de. annem kirli sepetini açınca kirlilerin, özgürlüklerine kavuştukları için çok sevindiklerinden bahsetti. hatta en alttaki pike, ‘üç yıldır içerdeyim abla, allah senden razı olsun” demiş!
abartılı ifadeler bunlar cık cık cık. eteğim...
1 etiket
kim karı kim koca
işten eve geldim. beni camda karşıladı. el salladım. asansörün kapısından indiğimde apartmanı, evin ışığı aydınlatıyordu. elimdeki torbaları aldı. güler yüzle karşıladı beni. gün içinde yaptıklarını anlattı. genelde ev işleri… pişirdiği yemeğin kokusu evi sarmıştı. çok acıkmıştım. üstünü değiş dedi. üstümü değiştim. katla, topla, dikkat et gibi komutar yağdırdı arka arkaya. ben bir kaç...
2 etiket
dinimiz
evin bir köşesinde, inandığımız şeylerin temsillerinin olması çok güzel bir hal. sipariş verdiğim ikonum bugün geldi. mutluyum!
eski pastafaryanlardan kim kaldı?
ehli-yet
şu dünyada iki elin parmağı kadar kişinin detaylarını bildiği ehliyet sahibi olma travmamı yenerek, A2 ehliyet alma sınavına girmem gerekecek, çalışmam lazım. evet evet çok çalışmam lazım. hatta o kadar ki yıldızlı 5 vermeliler bana!
5 etiket
çok sinir çok
böyle kara tahtayı tırmalayınca çıkan ses nasılsa, ya da şeftali sevmeyenler için şeftalinin tüyleri neyse, benim için de şu şekil bi sinir bozucu durumdan bahsedebiliriz, duyunca irkim irkim irkildiğim…
”heyecanlanma, sakin ol!”
nasıl saçma nasıl çirkin nasıl boş! böylesi güzel böylesi arasan bulunmaz bir hissi yaşarken tam da havadayken hatta heyecanlanmamamak neden, sakin...
servis
eve geliş yolu bugün tam 3 saat 35 dakika sürdü. bir kitap bitti, aynı albümü üç kez dinledim, iki rüya gördüm. beş hayal kurdum. eski evimin yeni sahibiyle sohbet ettim, angaralı candaşımla plan porogram yaptım, annemle muhabbet ettim, biraz küfür yağdırdım, biraz acıktım, ayaklarım şişti, belim ağrıdı…
annem ”benim o servise verecek kızım yok” dedi ya, daha ne diyim ben.
ödünç karabatak ve burç yorumu
sevgili arkadaşım glnddt, bir süreliğine karabatak hassasiyetini ödünç alabilir miyim?
kara mı batak? şizorfrendir karabatak, batar, çıkana kadar delirtir, hasleti böyledir, yapacak bir şey yoktur. hemhal olduklarınıza sevinip, batışalarında hissettiği o her yanını suyla kaplama rahatlığına hayran hayran bakmanız gerekir. eğer bir karabatak severseniz, beklemeyi bilmeli, her türlü sürprize açık...
he ce he ce
çırpın
ış
çareli çaresiz bir
tır
tıl
üç aşağı
beş
yukarı
kop
muş
teller
düğümlü
ip
ler
elde var
sapan
taş
kuş
dal
vicdan
sapan oldu
saçma
sapan
2 etiket
sendrommuymuş neymiş.
pazartesiyi damarlarımda hissettim bugün. ne biçim. sabahın kör buçuğunda, cidden leş kokan bir konserve kutusuyla, 8 buçuk 5 buçuk çalışma hayatıma, yaklaşık 2 saat süren bir yolculukla giriş yaptım, 7 gün sonra, yeniden.
8,5,2,7, çarp hepsini, 560, sonra topla hepsini, 22, 22 ile çarp 560’ı, oldu mu sana 12320, at o sondaki sıfırı, işe yaramaz, oldu mu sana 1232, işte 1232 sabah daha...
2 etiket
dikkat!
anoreksiya
bulimiya
binge eating
öğrenin, dinleyin, anlatın…
2 etiket
bukalemun pazar
hava öyle güzel ki buralarda, insanın toprak tutası gelir, çiçek diplerine masaj yapası, kornişlere perde dizesi, kahvelere fal tutası, renkten renge giresi gelir renkten renge bürünesi…
hava öyle güzel ki buralarda, insanın eski bir filmi dinleyerek yazası, minicik, pul kadar bir deftere içini dökesi gelir. gün gelir defter uçar. yerine konar diye umutlanası…
3 etiket
sonunda bitti
inanılmaz ama gerçek. kötü kullanılmış bir ahırı pırıl pırıl bir eve çevirdik. en çok harcadığımız vücut sıvıları, kan ter ve gözyaşı, cidden. eller kesildi, alınlar terledi, sinirden ağlandı, sevinçten ağlandı. ama bitti. bitti…
sözle, sesle, kol gücüyle, kanat gücüyle, her türlü iletişim kanalıyla, her türlü temasla, emeği geçen canımın canlarına, başta annem olmak üzere hepsine hepsine.....
ip
neden? ne neden? neden ne? neden yapıyoruz bunları, kanallarca ulaşma çabası, her türlü iletişim aracı, neden? ucu yanık mektuplar gibi mi bunlar? mahallenin mektup taşıyanı aracı velet bıkarmıydı bu kadar nameden, aracı çocukla götürülen arasındaki benzerlik ne menem bişiy? annemle babam sarmaş dolaş koltukta cilveleşirlerken içime dolan mutluluğun tarifi yok. gözlerimin doluşu hem mutluluktan...
1 etiket
denge
mutluluk da toz, mutsuzlukta, uçucu, iz bırakmadan yitip giden anlar. ben öyle inanmak istiyorsam eğer, bu böyledir. if you believe it it’s not e lie.
yaşasın
öyle yorugunum ki, yatacağım yeri bilmiyorum. beş tane tanımadık bir tane tanıdık resmi dairede koştur da koştur, halı bak, halı al, bi de eve gel anneyle misket oyna, kadın çogiyi! beceremedim ben bi türlü ya! aldı bütün misketlerimi…
2 etiket
notcuk
o kadar yerleştim ki yer oldum.
1 etiket
iz
eller sürecin aynası. eklem yerlerinde bereler, minik çiziklar, kıymık batmış yerlerdeki kan pıhtıcıkları, deterjan aşındırması, tırnak uçları kırık…
oje sürdüğüm gün bu iş bitmiş demektir.
alışmak
nelere alışmıyo ki insan, evlere, insanlara, kuşlara, saatlere, patronlara, ceketlere, kalem uçlarına, şair üsluplarına, ayakkabılara, acı bibere, kötü kokuya, dağınık yatağa, kıymık yarasına, kapı ziline, otobüs kuyruğuna, dalgalı denize, sessiz gecelere, kuaföre, kırmızı ojeye, havlamalara, uçak sesine, bitkin kalmaya, rüyasız kalmaya, kulak deliğine, yara izine, ve nice başlangıçlara…
1 etiket
p.a.
…hiç kuşkusuz sakat ve yaralı bir insansın, ta baştan beri içinde yara taşıyan birisin (yoksa ne diye bütün ömrünü sayfaların üzerine oy aranın kanını akıtırcasına sözcükler dökerek geçiresin?), alkol ve tütünden aldığın haz sakat bedenini ayakta tutup dünyayı dolaşmanı sağlayan koltuk değnekleri görevini görüyor….
4 etiket
1 etiket
paul ve ben
altmış üç yaşında, amerikada yaşayan, hayatını yazı yazarak kazanan adamla, yirmi dokuz yaşında, bambaşka bir yerde bambaşka koşullarda yaşayan kadının hayatlarınıdaki en kritik noktaların (libido, baba, yalnızlığın gelişi ve değerlendirilişi, ölüm korkusuna bakış ve daha nicesi) paralel olması ne çeşit bir tesadüftür. tesadüf dedim, hayatın tesadüfler armonisini güzelleyen yazar adama hayran...
saçma sapan ağıt
şu an elektrik süpürgesinin torbası bittiği için ağıt yakabilirim. yedeğim yok, alacak yerler upuzak.
taşınma zaiyatı
bir akerdeoncu bacağı, bir mevlevi kafası şimdilik, manidar…
not: aranan bacak bulundu, alaksız yerlerde, kafa hala yok. kafa işte, yok.
sadet ile saadet
upuzun taksi bekleyen kuyrukları var istanbulda. kapkarlı yollar, vıcır vıcır kaldırımlar var. kafayı kaldırabilirsen görecek şahaneli manzaralar var. daha da neler neler var da ben bir gün sadede gelicem. bir harf farkla kaçırmaktan korkuyorum.
Ocak 2012
112 gönderi
1 etiket
ay sarayı
karın tadına sadece dün gece, eşyaların arasından güç bela çıkardığım bir sandalyeyi cam kanarına koyup, ayağımı henüz açılmamış bir koliye uzatıp, asmayı başabildiğimiz perdeleri açarak beyaz ağaçlara, karpuz dilimi aya bakarak varabildim. soğukluğunu hissetmeden, bir tabloya bakar gibi…
sabah, sanki karlarda yuvarlanmışım gibi hasta uyanmasaydım da iyiymiş, kısaltmalar hayat kurtarır,...
hazırım
kıs günlüğü, kar, ilk gece…
bir de yastık altı anahtar…
2 etiket
seke sek
hakedilmiş uykumun gelmemesi, içimde seken kuşun sek sek oynamaya başlaması yüzünden olabilir mi?