sembolikli

sembolikli

tak tak

takma dişlerden korkuyorum. bu tanımsız bir korku değil öyle içim falan ürpermiyor. takma diş görünce korkuyorum çünkü bana kaybedildiği zaman yerine gelmeyen şeyleri hatırlatıyor. yerine konanın asla yerini tutamayacağı şeyler. diş gibi.
en baba teselli değil midir ‘kökü sende’.

ıkına sıkına

öyle saplantılı bir gün…
bir mucizeye ihtiyacım var sanırım o masada çalışabilmek için, ağaç. kim demiş hesaplaşmalar biter. kim demiş bana adımı en uzun, en canlı, en çok? zarar, ziyan, bütçe bilanço yalan. bulutlar gitti, coşklu bir güneş geldi. bana fazla. elle tutulur bir sevinç var üstümde, yazık. gitti gider. gönül deme bana, başkaları da duyar. uykusu gelir. filmler biter, oyunlar biter, sevişmeler biter. kaç milyon his aynı anda yaşandı, yazıldı, bilmeden ve bir tek bundan korkarak yazarsın. hevesin gider. neden bel bağladıysan, heves dediğin, haz gibi. temelsiz. sonsuz. akıl uçar uçar konar.
hakim olamazsın hayatına, adaletin yoksa.

Anneme yumurta

Anneme yumurta

pastırmalı yımırta. Annem için vol2

pastırmalı yımırta. Annem için vol2

m.m.

ya da belki mutluluk, mutluyken anlaşılmayan, geçtiğinde, uzak bir anı haline geldiğinde anlam kazanan, eski bir duygudur. mutluluk belki de şimdiki zaman eki almayı sevmiyodur, miş’lidir, di’lidir.
belki orhan pamuk haklıdır, yani kemal.

Etiketler: masumiyet müzesi
neden meyve yemiyorum? leyla hanım yıkayıp getirmeden meyve yemek aklıma gelmiyor, leyla, bahtın gibi kara bu meyveler

neden meyve yemiyorum? leyla hanım yıkayıp getirmeden meyve yemek aklıma gelmiyor, leyla, bahtın gibi kara bu meyveler

anlık

Neden gülümsüyorsun? Neden bu kadar mutlusun? Hepimizin yüzüne tek tek baktığın için mi? Elinin tersiyle ıslak ceketini kurutabileceğini sandığın için mi? Sana mutluluğu anlatmamı ister misin?
Geçmişe bakıp da hayıflandığın konularda, kendini suçlu bulduğun anlarda, aslında bilmediğim sebepler yüzünden olmuştur ya bir şeyler. İşte büyümeye başladığında o sebepleri anlamaya başlarsın ya. Mutluluk, o andır işte, kısacıktır.

Etiketler: mutluluk

hêvî

halkların kardeşliğini müjdeleyen çocuk orduları
devirin dohak’ı.
zira,
kawa’nın demiri kadar kızgındır
ölenlerin anaları.


hürmüz

seni çılgın

kış uzundu. her zamankinden uzun. on beş kiloydu kış ve onlarca boş ilaç kutusuna sığardı. kilomerelerce ıslak kağıt havluydu ve onların elde kalan rulolarında yüzlerce kere dürbün yapacak kadar uzundu, upuzun.

kışı bu kadar uzattığım için yazı kısa kestim. bir tane penye pantolan kadar kısaydı yaz. yırtılmıştı, diktim. diktiğimi unuttum. elim hep dikişteymiş meğer ya, bir telefon geldi. çektim elimi dikişten. sür dedim sevgilime, en yakın alışveriş merkezine gidiyoruz. çılgınlık yapmak istiyorum.

çok çılgındım gerçekten. bir siyah bir lacivert pantolon alacak kadar çılgın. her ay bir kısmını ödeyecek, ödemeden eskiyeceklerini bilecek kadar çılgın.
pişman değilim.

Erol Evgin’i bilmem ama benim saçlarımın peruk olduğu yalandır, işte ispatı!

Erol Evgin’i bilmem ama benim saçlarımın peruk olduğu yalandır, işte ispatı!

distopyaysa…

1984’ün ve sineklerin tanrısı’nın tekrar sükse yaptığı şu günlerde son şeyler ülkesinde'nin hakkı yensin istemiyorum, anlıyor musun?

dağınık değilim, olabilirim

dağınık değilim, olabilirim

anca gidersin

yürüdüğüm altı yüz metrenin aslında üç bin dört yüz metre olduğunu öğrenmenin şaşkınlığı içerisindeyim. ben de diyorum bu adalar ne kadar hızlı değişiyor, on metrede bir park yapmışlar falan.

Kimse benden bir şey gizlememiş ama herşey gizliymiş.